Yael Arad: Olimpiyat tarihinden İsrail sporunun geleceğine
Yael Arad, 34 yıl önce İsrail Olimpiyat tarihini değiştiren sporcu olarak çıktığı tataminin kenarına bu kez yönetici kimliğiyle döndü. Budapeşte’deki Macaristan Büyük Slam’i sırasında İsrailli sporcuların iki altın madalya kazanmasına tanıklık eden Arad, bugün İsrail Olimpiyat Komitesi Başkanı ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesi olarak, bir müsabakada karşılaşabileceğinden çok daha büyük sorumluluklarla uğraşıyor.
Budapeşte’de 18 yaşındaki İzhak Aşpiz 60 kiloda, Paris Olimpiyatları’nın gümüş madalyalı ismi Raz Herşko ise 78 kilonun üzerinde altın madalyaya uzandı. Aşpiz, finalde Fransa’dan Enzo Jean’i etkileyici bir karşı hamleyle ippon yaparak mağlup etti. Herşko da Paris’teki Olimpiyat ikinciliğiyle öne çıkan kariyerine bir Büyük Slam zaferi daha ekledi.
Yeni neslin yükselişi, Arad için sıradan bir başarı hikâyesinden fazlasını ifade ediyor. Çünkü Arad, 1992’de Barcelona’ya gittiğinde İsrail henüz hiçbir branşta Olimpiyat madalyası kazanamamıştı. Bu tabloyu değiştiren kişi ise kendisiydi.
61 kiloda mücadele eden Arad, Olimpiyat finaline kadar yükseldi ve Fransız Catherine Fleury’nin ardından gümüş madalyanın sahibi oldu. Bu, İsrail’in Olimpiyat Oyunları’ndaki ilk madalyasıydı. Ülkenin Oyunlar’a ilk katılımından 40 yıl sonra gelen tarihi başarı, Arad’ı ülkenin en tanınan spor figürlerinden birine dönüştürdü. Arad, madalyasını 1972 Münih Olimpiyatları’nda öldürülen İsrail kafilesinin 11 üyesine adadı.
Başarıları bununla sınırlı kalmadı. 1993’te Hamilton’daki Dünya Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanan Arad, iki yıl önce aynı organizasyonda bronz madalya elde etmişti. Aynı yıl Atina’da Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Barcelona’dan dört yıl sonra Atlanta Olimpiyatları’nda yarışan judocu, mononükleoz hastalığıyla mücadele etmesine rağmen beşinci oldu. Arad, 29 yaşında ve judoda 20 yılı aşkın süre geçirdikten sonra kariyerini noktaladı.
Tatamiden uzaklaştı, spora geri döndü
Arad, emekliliğinin ardından hayatını yalnızca eski bir Olimpiyat madalyalısı kimliği üzerine kurmamayı seçti. İşletme eğitimi aldı; girişimcilik, pazarlama ve iş geliştirme alanlarında uzmanlaştı. Concept 4 Success şirketi aracılığıyla danışmanlık, medya ve uluslararası eğlence markaları alanlarında çalıştı.
Ancak judo hiçbir zaman tamamen hayatından çıkmadı. Televizyonda yorumculuk yapan Arad, tatamide yaşananları iki sporcunun bakış açısından anlayabilen deneyimli bir ses oldu. Zamanla sporla ilişkisi yeniden güçlendi ve bu kez yöneticilik alanına taşındı.
2013’te İsrail Olimpiyat Komitesi’ne katılan Arad, spor yönetimindeki sorumluluklarını giderek artırdı. Kasım 2021’de komitenin başkanlığına seçilerek kuruma liderlik eden ilk kadın oldu. Ekim 2023’te ise Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyeliğine seçildi.
Bu görev, onu hiçbir spor yönetimi dersinin tam anlamıyla hazırlayamayacağı bir sınavla karşı karşıya bıraktı.
Paris hazırlıkları olağanüstü koşullarda yapıldı
7 Ekim saldırıları ve sonrasında başlayan savaş, İsrail’in Paris 2024 hazırlıklarının yürütüldüğü ortamı tamamen değiştirdi. Güvenlik, uluslararası baskı ve sporcularla antrenörlerin psikolojik durumu, normal şartlarda dahi zorlu olan Olimpiyat hazırlık sürecinin merkezine yerleşti.
Arad, bu koşullarda kafileyi hazırlamanın son derece zorlu bir görev olduğunu ifade etti. Buna rağmen Paris, İsrail’in tarihindeki en başarılı Olimpiyat Oyunları oldu. İsrail kafilesi yedi madalyayla ülkenin önceki tüm Olimpiyat performanslarını geride bıraktı.
Bu madalyaların üçünü judo kazandırdı. Peter Paltçik 100 kiloda bronz, İnbar Lanir 78 kiloda gümüş, Herşko ise 78 kilonun üzerinde gümüş madalya elde etti.
Arad’ın Paris’teki varlığı güçlü bir sembol taşıyordu. Bir dönem İsrail’in ilk Olimpiyat madalyalısı olmanın yükünü omuzlayan sporcu, şimdi koca bir kafilenin başarı gösterebilmesi için gerekli ortamı oluşturmaktan sorumluydu.
7 Ekim sonrasında sporcular ve antrenörler için psikolojik destek de Arad’ın öncelikleri arasına girdi. İsrail Olimpiyat Komitesi bu alandaki çalışmalarını önemli ölçüde genişletirken yıllık harcama yaklaşık 500 bin dolara ulaştı.
Arad, Mayıs 2026’da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir bağış toplama ziyareti sırasında Los Angeles 2028 için yaklaşık 70 sporcudan oluşacak bir kafileyi düşünmeye başlamıştı. Programın amacındaki değişimi şu sözlerle anlattı: “Normal bir spor psikolojisi programı olarak başlayan çalışma, 7 Ekim’den sonra çok daha önemli hale geldi.”
İsrail sporunun karşı karşıya olduğu tabloyu ise kısa ve net biçimde özetledi: “205 başka kafileyle yarışan küçük bir ülkeyiz.”
Bu yaklaşım, Arad’ın başkanlık anlayışını da ortaya koyuyor. Olimpiyat başarısının en görünür ölçütü madalyalar olsa da Arad’ın görevi, bir sporcunun o madalyaya ulaşabilmesi için gereken yapıyı kurmaya odaklanıyor.
Mücadele artık tataminin dışında sürüyor
Arad, başkanlığın yalnızca törensel bir görev olmadığını da kısa sürede gösterdi. Paris’teki rekor performanstan aylar sonra, İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar ile ülkenin üst düzey spor yapısını etkileyebilecek öneriler konusunda kamuoyu önünde karşı karşıya geldi.
Öneriler, yetki ve bütçenin Olimpiyat Komitesi’nden Vingeyt Enstitüsü’ne aktarılmasını öngörüyordu. Arad ise temel değişikliklerin Olimpiyat Komitesi’ni önemli karar süreçlerinin dışına iteceği görüşüyle itiraz etti ve bu düzenlemeyi kabul etmeyeceğini açıkça ortaya koydu.
Gençliğinin önemli bölümünü rakipleriyle tutuşarak ve pozisyon mücadelesi vererek geçiren Arad için mücadele alanı değişmişti; ancak mücadele etme içgüdüsü aynı kalmış görünüyordu.
Üst düzey sporun içinde yıllarca yer alan Arad, artık onu yöneten kişi olsa da sporcularla antrenörlerin ihtiyaçlarını içeriden biliyordu. Kendi ülkesinin spor bakanına karşı çıkabilmesi, Barcelona 1992’nin tanınan yüzü olmaktan ne kadar uzaklaştığını gösterdi.
Arad ile Zohar arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen spor, ikiliyi zaman zaman aynı zeminde buluşturdu. Mart 2025’te iki isim, Vingeyt Enstitüsü’nde yeni bir judo tesisinin temel atma törenine katıldı. Tesis, İsrail erkek millî takım antrenörü ve Olimpiyat madalyalısı Oren Smadga’nın oğlu Omer Smadga’nın adını taşıyacaktı.
Omer Smadga, Haziran 2024’te Gazze’de İsrail yedek askerî olarak görev yaparken hayatını kaybetmişti. Babası ise yalnızca birkaç hafta sonra İsrail judo takımıyla Paris’e gitmişti. Bu olay, Arad’ın başkanlık döneminde sporla spor dışındaki gelişmelerin ne kadar iç içe geçtiğinin bir başka göstergesi oldu.
Yıllar sonra tamamlanan döngü
Arad’ın ülkesine katkıları, bu yıl haziran ayında bir kez daha ödüllendirildi. İbrani Üniversitesi ve Yad Chaim Herzog Derneği tarafından verilen İsrail Devleti’ne Üstün Katkı Chaim Herzog Ödülü’nü alan Arad, ödülünü Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un huzurunda aldı.
Bu ödül, Arad için güçlü bir tarihsel bağ taşıyordu. 1992’de İsrail’in ilk Olimpiyat madalyasıyla Barcelona’dan döndüğünde, dönemin Cumhurbaşkanı Chaim Herzog onu tebrik etmiş ve kafileyi karşılamıştı. Aradan 34 yıl geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, bu kez babasının adını taşıyan ödülü Arad’a takdim etti.
Arad, son yıllardaki zorlu uluslararası süreçlerde kendisine destek veren Isaac Herzog’dan ödül almasını “döngünün özellikle duygulandıran biçimde tamamlanması” olarak nitelendirdi.
Bu döngünün izleri geçen hafta sonu Budapeşte’de de görüldü. Bir zamanlar İsrailli bir sporcunun Olimpiyat madalyası kazanabileceğini kanıtlamak zorunda kalan Arad; ardından iş kadını, televizyon yorumcusu ve spor yöneticisi oldu. Şimdi ise kendi açtığı yoldan büyüyen Olimpiyat hareketinin sorumluluğunu taşıyor.
Arad artık tataminin kenarında, 18 yaşındaki Aşpiz’in Büyük Slam kazanmasını ve deneyimli Olimpiyat madalyalısı Herşko’nun bir büyük şampiyonluk daha elde etmesini izliyor.
Madalyalar onların. Yeni neslin bu madalyaları kazanmaya devam edebilmesi için gerekli ortamı oluşturmak ise artık Yael Arad’ın mücadelesi.




